5 Nisan 2009 Pazar

Boşa Mı Konuştuk?!

Bugüne kadar başkasında aradım sorunu hep. 'O ne lan öyle?'yle başlayan çemkirmelerim oldu bir sürü. 'Kafası kopsun'a varanlar da olmuştur hatta. Her zaman sadece bir doğru varmış da onu kabullenmeyen insanlar yanlışa düşermiş gibi geldi. Olayları çözümleyerek bulmaya çalıştım kimin haklı olduğunu. İkisinin de haklı olabileceğini düşünemedim. En azından kendilerince haklılardı. Bu bile yetmiyordu o kişiye 'haklı' dememe. Bir tartışmada bir haklı olmalı sanıyordum. Haksız olma ihtimalimi düşünmek bile istemiyordum.

Zaten bir yerden sonra kimse düşünmüyor. Olay birini bir şeye ikna etmekten çıkıyor. Taraflar karşıdakinin tezlerini çürütmeye çalışırken bir yandan da çürütülmesi zor yargı cümleleri arıyorlar. Konunun dışında kalıyorlar. Anlatmak istediklere şeylere yabancılaşıyorlar. Bu da tartışmayı geri dönülmez noktaya taşıyor. Çünkü insanın aklında "Bu neden böyle oluyor hakkaten?" sorusu yerine "Ne desem de susup kalsa?" sorusu olunca durup da "Sen haklısın" diyemez, demez de.

Acaba ben hangi soruyu soruyorum diye düşünüyorum bugünlerde. Galiba ikisini de sorduğum oluyor. Ama kesin cevabı bulana kadar girmeyeceğim tartışmalara. Hele ki "Ne desem de susup kalsa?" sorusu düşerse aklıma ağzımı açmam. "Ben bir düşüneyim bunu" derim ki öyle de demem gerekiyor galiba. Bilemiyorum.

Pusula bana döndü
Düştüm kendi içime
               Gulyabani - Kuyu

28 Mart 2009 Cumartesi

İskemleden Teoriler: 1. Ages Of Empires

Yine bir gün oturuyordum. Sonra odaya biri geldi. Yanımda oturan elemana "Eyc of atak mı?" dedi. O da, tamam dedi. Kalktılar başladılar oyuna. Ufak çaplı (sembolik ki göreceli bir kavramdır) bir imparatorluk kurdular. İnsanlara emirler verdiler. Okuttular, büyüttüler, evlendirdiler, savaşa gönderdiler, yetim bıraktılar. Birini çiftçi birini üniversite görevlisi yaptılar. Belki de çiftçi kendi özgür iradesiyle tarım sektörüne girdiğini sandı.Belki, aslında en başından seçme hakkı olduğunu fakat çiftçiliği seçtiğini sandı. Aslında tanrının -ki oyundaki tanrı fareyi tutan eleman oluyor- her şeyin sonucunu bildiğini fakat müdahele etmediğini inanmak istediler ki bu da günümüzde kader inancına tekabul ediyor. Ama fareyi tutan yurt öğrencisinden haberleri yoktu. Çocuğa göre çok kısa bir zamanda, belki de iki üç kere yeniden başladı dünya. Çocuk bilgisayarı kapattığında, üzerlerine bir ağırlık çöktüğünü ve uyuma isteklerinin geldiğini sandılar. Elektrik kesintisini güneş tutulması sandılar mesela. Oyunun sonunu da kıyamet sanıyorlardır kesin.

Popmundo adlı oyundaki Muhtar Viçin adlı karakterin benden haberi yoktur kesin. O, Kuğulu Park'a gidip oturmak istediğini ve kendi isteğiyle orada takıldığını sanıyor şu an. Halbuki ben 'Kuğulu Park'a tıkladım, sonra da 'Karakteri bu mekana götür'e tıkladım. Olay tamamen benim kontrolümde yani. O sanıyor ki bir dahaki aya albümü çıkacak. Oyundan üyeliğimi silsem, her ölüm erken der duyanlar.

Genel olarak bu oyunları çok hızlı oynadığımızı ve bir elin süresini çok aza indirdiğimizi düşündüğümde nefesim daralıyor. Oyundaki karakter de arkadaşına: "Hacı zaman çok hızlı geçiyo ya!" diyorsa hele, hepten kaçar tadım tuzum. Yani hayatları bir an sürüyor, bir tıklama süresi kadar sürüyor. Bu da 'şimdi' kelimesinin aslında tüm hayatımıza karşılık geldiği anlamına geliyor bence. Zaman -ki görelidir- aralığını yeterince geniş alırsak herkesin yaşama şansının sıfıra ineceğini gösteriyor*.

Dün de yok, yarın da yok
Sonsuz bir şimdi içinde
O an nefessiz kaldım
               Teoman - Kardelen




*Chuck Palahniuk - Fight Club

28 Şubat 2009 Cumartesi

Yıllık Kârı Etkilemeyecek Kadar Özgürüm

Düşünme eylemi bireysel bir eylemdir. Herkes kendi aklıyla düşünür ve bir başkasının ne düşündüğünü -karşısındaki düşüncesini ifade etmediği sürece- bilemez. Bilemediği için de müdahale edemez. Dolayısıyla insanlar istediklerini düşünmekte özgürdürler.
"Özgür düşünce"yle kastedilen ifade özgürlüğüdür aslında. Kişiler düşüncelerini ifade ettiklerinde dinleyiciyi de işin içine sokmuş olurlar ki dinleyici o düşüncenin taraftarı olmak istemeyebilir. Dahası, kendi çıkarlarına ters düşüyor da olabilir. Asıl sorun da tam burada baş gösteriyor. Çünkü günümüz düzeninde kimse gidişatın çıkarları aleyhinde olmasını istemez. "Sen istediğini düşün ama ben böyle düşünüyorum." demez. Aksine bundan sonra benim düşündüğüm gibi düşüneceksin, der. Belki, ifade özgürlüğü olan ülkelerde tavrını bu şekilde belli edemez ama elinden geleni yapar ki bu -Sokrates'e de yapıldığı gibi- öldürmek dahi olabilir. Açıkça görülüyor ki ifade özgürlüğü sadece laftadır.
Gelelim ifade edilmemiş düşünceye. İnsanlar, her ne kadar her şeyi düşünmekte özgür olsalar da, öyle kalıplarda büyütülüp besletilirler ki değil ifade etmek, o cümleyi düşünmeye bile korkarlar. Düşünmezlerse daha mutlu olacaklarını sanırlar. Sokrates'in dediği gibi ince kafalılardır ve o ince kafadaki tabuyu yıkmaya çalışmazlar.
Sonuç olarak, kimse kimsenin aklındakine karışamaz, dense bile asıl müdahele nesilden nesile aktarılan 'toplu bilinç'le daha insan doğmadan yapılmıştır. Sonrasında özgür bırakmak da pek bi işe yaramamıştır.

26 Kasım 2008 Çarşamba

Salya Sümük

Lise 2'de miydim neydim, laf döndü dolaştı duygusal filmlere geldi. Sonra bir arkadaş(Sibel diye biri) duygusal filmlerin nerdeyse hepsinde ağladığını söyledi. Hem de böyle salya sümük... Ben de "Niye ağlıyosun ya, en nihayetinde film" filan dedim. Sonra o da "Sen komedi filminde gülmüyo musun?" dedi. Orda bitti bizim lise.

Örneği birebir örtüşmese de anlamıştım ne demek istediğini. Bir yerde tercih meselesi tabi. İlle kendin için ağlayacak değilsin ya.

25 Kasım 2008 Salı

machiavelli

Büyük başarılar kazanmanın yolu başarıya giden yolda her türlü pisliği yapabilmekten gecermiş. Makyavel böyle diyor. Bilemiyorum. Biraz düşüneyim. Sonra yazacağım birkaç bi'şey.

4 Eylül 2008 Perşembe

hiç

belki de gün gelecek hiçbir şey öğrenmeyeceksin
hiçbir şey olmayacak
hiçlik olacak sadece
artık gözlerinin arkasından bakıyor olmayacaksın
hiç olmayacaksın
hiç olacaksın
belki..

29 Ağustos 2008 Cuma

...

Şevkim kırılmak üzere galiba. Ruh halim yüzünden de öyle geliyor olabilir tabi. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Özellikle de beni sıkıntıya sokacak, canımı sıkacak ya da tedirgin edecek şeyler yapmak istemiyorum hiç.
Aklıma bir şey geldi, önce onu anlatayım. Bizim lisenin A Bloğundan çıkıyorduk. Serap vardı yanımda. Hoca yoktu galiba o ders, biz de bi yere gidiyorduk. "Call" diye bir şarkı vardı aklımda. Sonra Serap şey demişti: "Ya birinci sınıfta İngilizce ortalamayı çok etkiliyormuş. Haftada 6 saat.. Matematikten filan daha çok etkiliyor. Şimdiden temeli oturtmamız gerek." Resmen kan ter içinde kalmıştım. "Lan ne yapcaz yaa? Hiç çalışmıyoz" filan demiştim. Panik olmuştum. Birinci sınıf gelse ve İngilizcem 5 gelse hiç derdim kalmayacak gibiydi. Daha ne dertler var onun üstüne bu da geçse hiç derdim kalmayacak dediğim ve haftasına unuttuğum. Hatta ileride aklıma gelirlerse "Ne salakmışım; neleri takmışım" diyeceğim.
Bu açıdan bakınca aklına gelen herşeyi yapsan aslında sorun olmaz gibi geliyor. Yani gitsem birilerine bir şeyler söylesem, her ne kadar sıçmış olsam da ileride sorun olmayacak. Çok fazla üstüne gitmemek gerekiyor heralde. 'Öyle miydi, böyle mi olur' derken hiçbir şey yapamamak en kötüsü olur heralde.
Her olay için formül bulmaya çalışıp sonra da o formülleri uygulamaya çalışmak çok kötü geliyor artık. Duygudan ve samimiyetten uzak geliyor. Her şeyi mantıkla çözmeye çalışmak ve insan ilişkileri için strateji uygulamak gerçekten de samimiyetsizlikten başka bir şey değil.
Ama şimdi desem ki "Tamam ya strateji yok artık", bu yaptığım da strateji oluyor. Yani bu noktada ne yapmam gerek bilmiyorum. Çok fazla düşünmemek gerek heralde. Geldiği gibi yaşayacaksın. Bir kere stratejş olayına inanınca, kendini bırakman çok zor oluyor çünkü. Her sonucu 'Aa o, o yüzden böyle yapıyor'a bağlamamak zor oluyor artık. Ne yaparsan yap olmuyor.
Artık taktik yok, diyorum ama salamıyorum kendimi bir türlü. Çünkü biliyorum ki karşımdakine aklıma ilk geleni söylesem, karşılığında ömrümü yiyen, canımı sıkan, yüzümü astıran bir cevap alacağım. Çok çok önceden hazırlanmış bir 'yoo!' alacağım mesela ya da bir 'ne alakası var şimdi!' ya da bir 'ne yapabilirim!'. Biri sana 'napabilirim' dedikten sonra artık ne diyebilirsinki. Anca, içimden "Kütahya'ya git!" filan derim. Belki de "Ne yaparsan yap yaa!" derim. Dilinin ucunda 'yoo!'yu gördükten sonra cümlemi bitirmek istemiyorum. Deme işte 'yoo!' filan. Tamam güzel şeyler de söyleme ama canımı da sıkma. Kaç yaşına geldik. Ondan sonra insan bu tarz cevaplar almayacağı şekilde konuşmaya çalışıyor. Haliyle tartıyor ne diyeceğini. Sonra stratejiler, oyunlar, planlar birbirini takip ediyor. Samimiyet hak getire..

Acı bir tat kalıyor ağzımda
Bazen yutup, unutup
Bazen tükürüyorum
Teoman - En Güzel Hikayem
22.04.2008